|
Düşünceleri daha emekleme aşamasında olan bir yazar açısından en önemli unsur yazdıklarının toplum tarafından takdir edilmesidir herhalde. Yaşamlarında belirli bir mesafe kat etmiş ve ilgili bulunduğu alanda rüştünü ispat etmiş olanlar içinse aynı şey geçerli olmayacaktır. Neden diye soracak olursanız bu insanlar alanlarındaki uzmanlıkları nedeniyle değerlendirilme değil değerleme yani başkalarının yaptıkları icraatları yorumlama noktasındadırlar diye cevap vereceğiz. Birazcık uzun aralar vererek sürdürmüş olduğumuz “Millet iradesi mümkün mü?” adlı yazı dizisinde savunmuş olduğum fikirlerin aslında bana ait olmadığı toplumdaki birçok insan ve otorite sahibi insan tarafından uzun yüzyıllar boyu tartışıla geldiği aşikârdır fakat yinede biz bu yazı dizisi boyunca tartışma konusu olan millet iradesinin meşruluğu olgusunu kendi penceremizden yorumlamaya çalıştık. Yazılarını çok sıklıkla takip etmememe rağmen zaman gazetesinden Mümtaz’ ER TÜRKÖNE’nin 5 Mart 2010 tarihli “Her çoğunluk kararı demokratik midir?” adlı köşe yazısını okuduğumda açıkçası mutlu olduğumu itiraf etmeden geçemeyeceğim. Türköne’nin bahsi geçen yazısında ilk iki makalede üzerinde ağırlıklı olarak durduğumuz irade konusundaki düşünceleri gerçekten ilgi çekici: “Bir konuda karar verirken veya yönetme hakkını temsilcilere devrederken çoğunluğun tercihine saygı gösterilmesinin tek sebebi vardır: Azınlığın haklılığının ahlaken savunulamaması. Mantık bize, çoğunluğun haklı olma ihtimalinin her zaman daha yüksek olduğunu söylüyor. Ya yanlışsa?” sorusu bile aşırı demokrat bir akademisyen tarafından sorulabiliyorsa bu konu üzerinde hakikaten şöyle durup yeniden düşünülmesi gerektiği hususunu irdelemeden geçemeyeceğiz.
İşin ilginç tarafı Türk siyasi dünyasını bugün itibariyle analiz ettiğimizde biz ortada meşruluğunu tartıştığımız çoğunluğu bile görememekteyiz. Zira mevcut iktidarın 2007 genel seçimlerinde almış olduğu oy oranı %46,58 olarak resmi kayıtlara geçmiştir. Bu oran geçmiş senelerde iktidar olan partilerin almış olduğu oy miktarlarında her ne kadar fazla olarak gözükse de bir önceki yazımızda belirtmiş olduğumuz oy türlerinden basit çoğunluk (n/2 – 1) kategorisine bile girememektedir. Kaldı ki biz burada 2/3 veya %66 gibi kaliteli çoğunluk göstergelerini bile tartışma konusu yapmaktayız. Peki, neden çoğunluğun kararını görmezden gelmeye çalışılıyoruz? Neden çoğunluğun azınlıktan daha iyi karar alabilme yetisine sahip olabileceğini kabullenemiyoruz? Neden önümüzde demokrasiden daha iyi bir alternatif olmadığı hakikatine inanmıyoruz? Cevabı çok basit cumhuriyet rejimi çoğunluğun iktidarı elinde bulundurduğu bunun yanında azınlığın haklarının korunduğu bir idealden geçer. Yalnız işi pratiğe döktüğümüzde bunun pek de mümkün olmadığını çoğunluğun kendisi için en büyük potansiyel tehdit olma özelliğine sahip azınlığın haklarını bir kenara bırakın kendi haklarını bile zaman zaman koruma altına alamadığını görmekteyiz. İşi biraz daha detaylı analiz ettiğimizde ise çoğunluk olarak nitelendirdiğimiz oluşumların bile aslında birbirinden çok olmasa da kopuk özellikler taşıdığını hissedememek mümkün değil. Herhangi bir siyasi iktidarın veya siyasi partinin ömrünün sonsuz olamamasının felsefesi de kanımca buradan gelmektedir. Her kar tanesi başlı başına bir azınlık ise bir araya gelerek oluşturdukları kartopu nasıl olur da çoğunluk sıfatıyla tanımlanır? Bir gün doğanın bir kanunu olarak ayrılmaya şimdiden mahkûm iseler manasız birleşmelerindeki sebep nedir? Şimdi vazgeçilmez olarak gördüğümüz demokrasinin yenilmez kalelerinin yerinde yeller estiği vakit aslında çoğunluk diye bir şey olmadığını her şeyin insanın kendi rant kavgasının kamufle edilmiş bir silueti olduğu gerçeğini anlayabilecek miyiz? Tekrar görüşme ümidiyle… Mahmut ERBAŞ |
|
Yorumlar
Kolay gelsin Alıntı