|
Son zamanlarda gündeme yetişmek gerçekten çok zor. O kadar hızlı değişiyor ki hangi birine bakalım, hangi birine kafa yoralım. Bu değişen gündemde bizle alakalı konulara dikkatle bakmaya çalışıyoruz yetişebildiğimiz kadar. Bu mesellerden biri de öğretmen atamalarındaki sorunlar… Binlerce öğretmen atama bekliyor, hatta Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu diye bir birliktelik bile kurmuşlar sorunları çözmek ve tepkilerini dile getirmek için. Televizyon programlarında, yazılı görsel medyaya çıkıp sorunlarına, dertlerine derman arıyorlar en doğal hakları olarak. Buna bir şey deme hakkımız olmadığını düşünüyorum. Hatta destekçileri olmalı, sorunlarını gündeme taşımalıyız. Bu çerçeve içerisinde benim canımın sıkıldığı, sinirlerimin hat safhaya ulaştığı ise, bu öğretmen arkadaşlarımızın yanında yer alıyormuş gibi gözüküp siyaset yapan ve buradan rant elde etmek isteyenlerin ikiyüzlülüğü. Programlara çıkıp öğretmen atamalarının az olduğunu veya yanlış yapıldığından bahsediyorlar, fakat kendi dönemlerine hiç bakmıyor bu insanlar. Hadi bunların işi bu, eleştirmek, eleştirmek, eleştirmek…. Ancak bu insanlara hiç kimse çıkıp da kendi dönemlerini, yaptıkları saçmalıkları, Türkiye’nin geleceğiyle nasıl oynadıklarından, binlerce gencin önünü kapayıp hedeflerine giden yolda duvar gibi durduklarını ve hala daha buna devam ettiklerini hatırlatmıyor. İşte bu sessizlik, bilinçsizlik canımı sıkıyor, acıtıyor.
Aldığımız eğitim derslerinde bize, bir problemle karşılaştığımızda o sorunun köküne giderek çözmemiz gerektiğini, yoksa o surunu anlık, geçici çözmüş olacağımızı ve daha sonra yeniden karşımıza çıkacağını anlattılar. Herhalde bu sadece bize öğretildi ki bizi yöneten muhteremler eğitim dahil bütün meseleleri günü kurtarma kaygısıyla çözmeye çalıyorlar, yoksa sorunlar karşımıza tekrar tekrar çıkmazdı. Her sene yeni bir yöntem geliştirmek, uygulamak zorunda kalmazdık. Kurduğumuz bir sistem bizi yıllarca idare ederdi. Öğretmenlerin atama sorunu dahil eğitimle ilgili sorunları uzun vadede çözmek istiyorsak bu meselenin köküne inmek zorundayız. İlkokuldan hatta okul öncesinden başlamamız gerekiyor. Fakat burada o kadar derine dalarsak imkanı yok yazının sonunu getiremeyiz. Onun için konuyu sınırlandırmamız gerekiyor. 1998 yılından itibaren, yani yaklaşık 12 yıldır, bu ülkede meslek liseleri konusunda sorunlar yaşıyoruz ve bu sorunlardan dolayı eğitimin birçok alanı aksamakta, ileri yerine gerisin geri gitmekteyiz. Eğitim alanındaki birçok sorunun ve öğretmen atamalarının çözümünü buralarda aramak gerek bence. Çünkü yanlış başlangıç sonraki aşamaları etkiliyor ve içinden çıkılmaz sorunlara dönüştürüyor. Bundan dolayı önce bu meslek liseleri konusuna eğilmek ve bu sorunu biran önce çözmek gereklidir. Ancak son günlerdeki Danıştay Cumhuriyetinin! yaptıklarından anlıyoruz ki hala birileri Türkiye’nin ilerlemesini istemiyor, 3. Dünya ülkesi olarak hayatını devam ettirmesini canı gönülden istiyor. Ülkenin önüne takoz koymaya devam ediyor. İlköğretimi bitiren birçok genç meslek liseleri yerine düz liselere gitmekte ve mezun olduklarında da elinde hiçbir artısı, becerisi olmadığından üniversitelerin Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültelerine yönelmektedir. Tabi eğitim fakülteleri de daha çekici geldiğinden buralar daha fazla tercih edilmekte ve öğrenci sayısında gereğinden fazla artış olmaktadır. Bu fakültelere gereğinden çok fazla kontenjan ayıran yetkiler de ne maksatla bunu yapmakta o da ayrı bir sorun. Planlama olmadığından kafalarına göre alınacak öğrenci sayılarını belirlemekteler, hemen hemen her ile eğitim fakültesi açmaktalar… Bunların yerine meslek liselerine gerekli değer verilip yeterli düzenlemeler yapılsa ve mezun olduklarında da üniversitelerin uygun bölümlerine geçiş yapsalar daha mantıklı ve gelecek açısından daha umut verici olmaz mı? İhtiyaç miktarınca öğretmen yetiştirilse ve atamalarda sorunlar yaşamasak daha verimli olmaz mı? Ve yine ÖSS önünde binlerce gencimiz yığılıp her sene bir tomar parayı dershanelere vermek zorunda kalmasa ne olur? Geleceğimiz daha parlak, gençlerimiz daha umutlu olmaz mı? Meslek liselerine baltayı indirenler, ÖSS önünde bekleyenler içinde kendilerine bakmadan, sanki kendileri hiç bir şey yapmamış gibi başkalarına kusur bulma yolunu seçip buralardan da nemalanmaya çalışmaktalar. Öğrencileri 3 saatlik bir sınava mahkum etmenin saçmalığından bahsetmekteler. Evet bu konuda haklılar ama neden kendi dönemlerinde bunu dile getirmiyorlar da daha sonra oy kaygısına düştüklerinde dillendiriyorlar. Buradan sakın hükümeti savunma gibi bir şey anlaşılmasın, şu anki yetkililerin yapmış oldukları saçmalıkları saymaya kalkarsak altından kalkamayız. Buradaki amacım tepki gösterenlerin yanlış yer ve şekle itirazlarına olan can sıkıntımı dile getirmek. Ülke olarak plansızlığımızın sonucunda hep yerinde saymamızdaki sorunlara değinmektir. Gözlerimizin önünde olan bu saçmalıklara bir nebzede olsun bir şeyler söylemektir. Biraz dağınık oldu, fakat toparlayacak olursak; eğer öğretmen atamaları konusu dahil eğitimin sorunlarını çözmek istiyorsak, bu meselelerin köklerine inip oralardan başlamalı ki kalıcı sonuçlar elde edelim. Hiçbir siyasi ve ideolojik fikre kapılmadan uzmanların eğitim sisteminin sorunlarını masaya yatırıp gerekli düzenlemeleri yapması ve bizleri muasır medeniyetler! seviyesinin üzerine çıkaracak sistemleri hayata geçirmeliyiz. Yoksa her sene öğretmen atamaları gibi eğitimin birçok sorunuyla uğraşmak zorunda kalırız. Ve yerinde sayan bir ülke olarak varlığımızı devam ettiririz. |