Yine çelişkilerin bir ucundan tutalım… Her ne kadar çözemediysem de… Diyanetin lağvedilmesinin sürekli gündemde olduğu bir gerçektir ve bu konu üzerinde yazmak istedim. Laik olmaya çalışmak laik olmaktan daha faydalıdır zihniyetine sahip insanlar tarafından uygulanan bir politika gereği kurulan bir kurumdur Diyanet İşleri Başkanlığı ve bunu herkes de biliyor. Sözüm ona sahte şeyhlerin ve hocaların anlattığı yanlış İslamı! halktan uzat tutmak ve devlet denetleme kurulundan geçmiş hakiki! İslam’ı anlatmak için kısacası dini eğitimi ve irşat faaliyetlerini kontrol altında tutmak için kurulan bir kurumdur Diyanet. Yoksa hiçbir aklıselim, laikliği getiren insanların bir de dini kurum tesis etmesini kolaylıkla izah edemez.
İmam hatip liselerinin kuruluş amacı da nihayetinde buydu ve elhamdülillah her iki kurum da amacından saptı. Kendi istedikleri gibi mümin yetiştirmek, sipariş vaazlar hazırlatmak ve alnı secdede olan ama aynı zamanda laik imamlar isteniyordu, belki de bir ölçüde gerçekleşti. Öyle veya böyle 5 vakit namazlı niyazlı ama şeriat istemezüük diyen kafası karışık bir toplum meydana getirildi. İşte bu onlar için bir başarı olabilir. (Ayrıca devletin dini Komünizm akımına karşı kalkan olarak kullanması da bu olayın diğer bir yönüdür, bu yazıda değinmiyorum) Ancak şimdi asıl konuya dönecek olursak Diyanet konusunda istedikleri tarzda imamlar yetişmeyince öyleyse neden devletten para alıyorlar denmeye başlandı, asıl sancı da budur. Yoksa laiklik hayranlarının büyük bir iştah ve çelişkiyle kurduğu bir kurumun yine laiklik hayranları tarafından, dini çok da düşünüyormuşlar gibi “din devlet kontrolünde olmamalı” sözleriyle kaldırılması anlaşılır gibi değil. Laik bir devlette dinî bir kurumun –devlete bağlı- olmasının yanlışlığını savunuyorlar. Haklılar. Fakat din devletin kontrolünden çıktığı zaman ne olacak? Eğer hakikaten 90 senedir bize anlatılan “laiklik dinsizlik değil sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olmasıdır.” tanımındaki laikliği uygulayacaklarsa imamların ve vaizlerin vaazlarına müdahale edilmemesi gerekmektedir ancak din ile laiklik tam zıt kutuplardır ve imamlar laik sistemin peygamberî bir sistem olmadığını halka anlatmak zorundadırlar bu da laik sistemin yararına olmayacaktır ya da müdahale edilecektir vaazlara ve camilere. Peki, o zamanki kontrolün bugünkünden farkı ne olacaktır? Hiçbir fark olmayacak imamların gelirinin dışında. Din yine baskı altında olacaktır, inanmak veya inanmamak konusunda yine insanlar özgür olmayacaktır. Kılık kıyafet sorgulanacak, insanlar dini fikirlerini istediği gibi söyleyemeyecek ve o zaman da neden bir başörtülü hâkimin, savcının veya kaymakamın olmadığı sorusuna yine aynı cevaplar verilecektir. O halde iki seçenek var; ya laik sistemde diyanete-her geçen gün ıslah edilerek- evet denmeli ya da dininden vazgeçemeyen insanlara laiklik dayatılmamalı. Laikliğin beşiği olan Fransa’nın laikliği bile “vaftiz edilmiş laiklik” olarak tanımlanırken laikliğin inanan insanın fıtratıyla bağdaşmayacağı gözler önüne serilmiyor mu? Emrah Kaya |
|
Yorumlar