Beni anla da, istersen öldür
Arap Özdeyişi -

Duyurularımız....



Değerli misafirlerimiz mihrak.com mihrak dergisi'nin resmi sitesidir.




Mihrak dergisi Samsun merkezli yola çıkıp şu an Türkiye'nin dörtbir yanında temsilcisi bulunan köklü bir eserdir.




Mihrak dergisi yayın hayatına bundan sonra internet üzerinde devam edeceğini siz değerli okurlarımıza bildirmekten gurur duyar...




Sitemize üye olarak bizlere destek veren tüm dostlarımıza tüm misafirlerimize teşekkür ederiz.





Siz de bu ekibe dahil olmak isterseniz sitemizin mihrak2007@gmail.com adlı mailine isteklerinizi yazabilirsiniz.





Çalışma arkadaşlarımızdan her zaman en üst düzeyde sorumluluk bilinci ve kararlılık beklediğimizi unutmayın.




Dergimizin 3. sayısını yayına hazırlıyoruz... Sitemizin ve dergimizin geliştirilmesi için desteklerinizi bekliyoruz...






Sitemizi ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz...



Yılbaşı ve Düşündürdükleri

 

Yine bir yılbaşı geldi kapımıza dayandı. Yılbaşı diyoruz ama kimin, nasıl, neyin yılbaşısı, neye göre yılbaşı… Bu gecelerde çokça düşünmemiz gerekiyor. Sadece geçmiş bir yılı veya yılları değil, bugünün neden yılbaşı kabul edildiğini, neden biz bu takvime göre hareket ettiğimizi ve de neden bu geceyi böyle kutladığımızı (Allah bizleri azgınlıktan korusun). Bunları uzun uzadıya düşünmeli ve ona göre bu gecelere yön vermeliyiz.

Yıllar önce ezikliğimizin bir göstergesi olarak Batının kullandığı takvimi düşüncesiz bir şekilde kabul etmişiz. Bahanemizde hazır tabi; ticaret işlerde zorluk çekmemek, batı ile ilişkilerimizde sorunlar çıkmaması için gibi gibi… İlerici, çağdaş medeniyetler! Seviyesine ulaşacağız ya!.. İlerici, çağdaş olmak için kendi özümüzü değiştirmek zorunda mıyız? Pekala dünyada etkin kuvvet olan Japon, Çin ve Yahudiler o takvimi kullanmıyorlar diye gerimi kaldılar. Dünyaya uyum mu sağlayamıyorlar? Yoksa tam tersi dünyayı avuçlarının içinde mi oynatıyorlar?.. Herhalde temiz bir akılla düşündüğümüz de bu soruların cevabı çok net ortaya çıkar.

Takvimi kabul etmekle kendi değerlerimizden, inançlarımızdan, bizi biz yapan değerlerimizden de uzaklaşıyoruz farkına pek de varmadan. Dünya tarihinde hiç esaret yaşamamış bir millet bu şekilde esaret altına alınıyor, hem de hiç çaktırılmadan. Yavaş yavaş değerlerimizi kaybettiğimizden de garipseme gibi bir duyguya kapılmıyoruz, haliyle de ses çıkarmıyoruz.  Çünkü fark edemiyoruz ki neler olduğunu…

Müslümanların kullandığı, kendi inancımıza, değerlerimize uygun bir takvimimiz yok muydu da yeni bir takvim ithal etmez zorunda kaldık? Laikliği kabul ettikten sonra bu ilke doğrultusunda takvimi de değiştirdik. Hani laik olacağız ya… Ama çelişkiye bakar mısınız? İthal ettiğimiz takvimde dini bir takvim. Buna söyleyecek bir şey bulamıyorum. Laiklik sadece Müslüman olduğunda herhalde işlerlik kazanıyor. Hıristiyanları dini olarak kabul etmiyoruz. Evet, evet öyle herhalde yoksa miladi takvimin asıl ismi olan Gregoryen takvimini kabul etmezdik.

Hiç araştırdınız mı bu Gregoryen ne demek? Bir papanın ismi. Evet, yanlış duymadınız bir papanın ismi bu… Eee laiklik ilkesi gereği biz takvim değiştirmedik mi? Bu ne oluyor o zaman. Ortada bir paradoks yok mu, yoksa bana mı öyle geliyor? Hiçte bana öyle gelmiyor, güzel güzel uyutmuşlar bu masum halkı... Yok en uygunu buymuş falan filan uydurmalarıyla kandıracaklar bizleri… Kültürüme, dinime uymuyorsa, geçmişle bağlarımı koparıyorsa en uygunu olsa ne yazar ki? Geleceğimi yok ettikten sonra gerisi çok da önemli değil…

Şimdi kısaca bu takvime, tarihi seyrine bir göz atalım, daha iyi anlayabilmek için: Miladi takvim veya Gregoryen takvim diye adlandırılan bu takvim papa XIII. Gregory tarafından 4 Ekim 1582 tarihinde hazırlatılmış ve kabul edilmiştir. Hz. İsa’nın doğum tarihi milad, başlangıç kabul edilerek hazırlanmıştır.

Türkiye’de ise Osmanlı’da hicri takvim ve mali işler için 1 Mart başlangıç olarak kabul edilen Rumi takvim kullanılıyordu. Fakat 26 Aralık 1925’te laiklik ve batıya uyum sağlama amacıyla miladi takvim kabul edilmiş ve 1 Ocak 1926’dan itibaren uygulamaya geçilmiştir.

Bu takvimin hayata geçirilmesiyle birçok gelenek ve değerlerimizden koparılma sürecimizde başlamış oldu. Bunların yanında gülünç durumlara da düşen sözde aydınlarımız oldu. Mesela ünlü bir gazeteci 31 Mart günü, 31 Mart olayıyla ilgili yazı yazıyor. Aydınımız! sorsan günün anısına yazı yazıyor. Ama akıllımız bilmiyor ki 31 Mart miladi takvimde 13 Nisan’a karşılık geldiğini. Rumi takvime göre 31 Mart 1325 tarihinde olan ayaklanma Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909 tarihine denk gelmektedir. Cahillik, koparılmışlık işte böyle bir şey...

Bilerek veya bilmeyerek, anlayarak veya anlamayarak birçok konuda bu gibi değişikliklerle geçmişimizle aramızı açtılar, açmaya da devam ediyorlar. Sonucuna da katlanmak zorunda kalıyoruz haliyle. Tabi biz bu kadar saf olursak, eskilerin deyimiyle, akılsız başımızın derdini yine kendimiz öderiz. Hem de çok ağır bir şekilde…

Gidenler gitmiş, geleceğe açılan kapımız olmamış olur. Bu da bir milletin son bulduğu andır. Onun için biran önce aklımızı başımıza alıp köprülerimize sahip çıkıp gelecek nesiller için çaba içerisinde olalım.

Bu zorlu yolda Allah yar ve yardımcımız olsun…   

Not: Bu yazı yılbaşından önce yazılmış, fakat sitemiz bakımda olduğundan eklenmesi gecikmiştir…..

Beğendim (59)
PDF Yazdır e-Posta
Hasan Ekşioğlu tarafından yazıldı   
Cumartesi, 23 Ocak 2010 16:13
 

Yorumlar 

 
#2 OZYZ 2010-02-09 16:28 eh!! işte bunların laikliği islama… Alıntı
 
 
#1 kloro_fil 2010-02-07 06:23 "Ama akıllımız bilmiyor ki 31 Mart miladi takvimde 13 Nisan’a karşılık geldiğini. Rumi takvime göre 31 Mart 1325 tarihinde olan ayaklanma Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909 tarihine denk gelmektedir. "

Çok şaşırdım ya.. Gerçekten medyanın düzenli bir "açık eleştiri" bölümü olmalı ki bunlar sergilensin.. Bir tarih programında bir çok kitap yalanlanıyor, asılsızlıkla suçlanıyor.. Buna birilerinin el atması gerek sanırım..
Farkıma vardırdığınız için teşekkürler..
Alıntı
 

Yorum ekle

Lütfen küfür içeren sözcük ve aşağılamadan uzak durun.


Güvenlik kodu
Yenile