Sultan Abdülhamit’in bu sözünün doğruluğunu tarihin her sahnesinde görmek mümkündür. Zamanın sırrını çözmüş bir insanın ileri görüşlülüğünün tezahürüdür bu söz. Neden hatalar tekerrür eder? Neden hatalardan ders alınmaz? El-cevap: tarih sahnesinin değişmezi insandır da ondan. İnsan, nefsinin emrinde bir köledir bazen de nefsinin üstünde bir emir. Ancak tarihteki savaşlar, katliamlar, soykırımlar, işkence metotları vs. insanın daha çok köle olduğuna işaret etmektedir. Din olgusu, ahlaki öğretiler, bilge insanlar, kanaat önderleri ise insanları bu kölelikten kurtarmak için çalışırlar. İnsanı sırat-ı müstakimde tutmak için insana her türlü güzelliği de sunarlar. Fakat nefsinin ilahlığını kabul edenler de muhakkak vardır ve bu insanlar kavgadan, kaostan, korkudan nemalanırlar. Elbette bunlar bütün dünya için geçerlidir ancak benim meselem şu anda Türkiye’dir. Oyunların oynandığı, insanların birbirine düşürülmeye çalışıldığı, gelişmemesi için tüm çabaların sarf edildiği ülkemizdir benim derdim.
Dinleyeli çok zaman oldu, Allah rahmet eylesin Timurtaş Hoca efendi bir vaazında önce Hindistan’da Müslümanlar ile Hinduların birbirine nasıl düşürüldüğünü anlatıyordu sonra da Türkiye’de de aynı taktiklerin olduğunu söylüyordu. Çok güzel ve faydalı bir vaazdı. Türkiye’de bir zamanlar alevi-sünni kavgaları çıkarılmak istendi, bir zamanlar sağcı-solcu çatışmaları… Yetmedi. Laik-anti-laik, Kürt-Türk vs. Sürekli bir çaba vardı bu ülkede huzuru kaçırmak için. İnsanların huzur içinde yaşaması, Türkiye’nin gelişmesi, daha modern olması istenmedi. Maalesef bazen çok iyi niyetli çok saf ve vatansever insanlar da bu oyunlara alet oldu. Kimisi eğitimsizlikten kimisi dar görüşlülükten… Bu ayrıştırmanın sonuncusu PKK meselesidir. Ben Kürt meselesi demek istemiyorum çünkü Kürtlerin ayrışma-ayrılma sorunu da isteği de yoktur. PKK’yı Kürtlerin temsilcisi, sözcüsü gibi gösterip PKK’nın söylemlerinin aslında Kürtlerin söylemi olduğu şeklinde bir manipülasyon çalışmaları vardır. Bir iki sokakta çıkan çatışmaların abartılarak anlatılması, medyada PKK meselesi terimini kullanılması gerekirken Kürt meselesi diye kullanılması da bu yönlendirmenin bir parçasıdır. Bir yandan Kürt cahillerini diğer yandan Türk cahillerini doldurup birbirlerinin üzerine gönderenler ne Kürt haklarını savunanlardır ne de Türkiye’yi gönülden sevenler. Bin yıllık bir huzur, dostluk hatta akrabalık geçmişi olan iki millet bugün birbirine düşman edilmek isteniyor. Bu oyuna gelen insanlar bu oyunu tezgâhlayanlar kadar suçludur, çünkü cahillik hiçbir zaman mazeret değildir. Ben Vanlı bir Kürt’üm fakat ömrüm Karadeniz ve İç Anadolu’da geçti. En büyük dostluklarım, sevgilerim hatta kardeşliklerim Kürt olmayanlarla oluştu. En sıkıntılı anımda elini uzatan bir Çerkez dostum oldu, bu insanı Allah insanlara sevdirmiş dediğim bir Laz, herkese yardıma koşan bir Gürcü ve kardeşim dediğim bir Türk… Eminim ki onlar da bu listeye bir Kürt olarak beni ekleyeceklerdir. Biz ayrılmaz bir bütünüz, diğeri olmadan eksik ve anlamsız olan bir toplumuz, tüm ırklarıyla ve kültürleriyle birbirini seven, birbirine yardım eden, dost olan insanlarız. Bu yüzyıllardır böyleydi ve yine böyle olacak. Bu yazıyı okuyanlardan ricam şudur; ne olursa olsun genelleme hatasına düşmeyelim, inançsız, maneviyattan uzak olan terör örgütünü inançlı, dindar ve hatta bir Kuran Kursu talebesinin önünde dahi ayağa kalkacak kadar dine karşı hassas bir milletin temsilcisi görmeyelim. Vatan ve bayrağın her zerresinde ceddimizin kanları olduğunu unutmayalım. Bu birliği, kardeşliği ancak ve ancak önyargıdan arınmış ve düşünebilen zihinler devam ettirebilir. Daha huzurlu, daha güvenli ve daha güçlü bir Türkiye için birlik beraberlik ve vatandaşlıktan öte kardeşlik elzemdir. Milli şairimizi saygıyla anarak; Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez Sen! Ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır; Milletler için işte kıyamet o zamandır. Kaç yurda veda etmedik bu uğurda? El verdi gidenler, acıyın eldeki yurda! Emrah Kaya |