Her kim kendisini kıymetli bilirse onun tevâzûdan nasibi yoktur.
Mâlik b. Dinar -

Duyurularımız....



Değerli misafirlerimiz mihrak.com mihrak dergisi'nin resmi sitesidir.




Mihrak dergisi Samsun merkezli yola çıkıp şu an Türkiye'nin dörtbir yanında temsilcisi bulunan köklü bir eserdir.




Mihrak dergisi yayın hayatına bundan sonra internet üzerinde devam edeceğini siz değerli okurlarımıza bildirmekten gurur duyar...




Sitemize üye olarak bizlere destek veren tüm dostlarımıza tüm misafirlerimize teşekkür ederiz.





Siz de bu ekibe dahil olmak isterseniz sitemizin mihrak2007@gmail.com adlı mailine isteklerinizi yazabilirsiniz.





Çalışma arkadaşlarımızdan her zaman en üst düzeyde sorumluluk bilinci ve kararlılık beklediğimizi unutmayın.




Dergimizin 3. sayısını yayına hazırlıyoruz... Sitemizin ve dergimizin geliştirilmesi için desteklerinizi bekliyoruz...






Sitemizi ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz...



Kavramlardan Soyutlanmak

 Mutluluğun sırrı bu olsa gerek. İnsan, kendisini ifade etmek için duygularına isimler vermiş ve bu isimlere anlamlar yüklemiş sonuç olarak da insan kendisini bu yanlışıyla kuşatmıştır. 42/30: “Başınıza gelip çatan her musibet (felâket), kendi ellerinizle işledikleriniz günahlar yüzündendir.” ayetinden, insanların, Allah’ın rahmeti olan engin düşünme ve anlama nimetlerini, arzu ve nefretleriyle kısıtlamış ve bu nedenle de kendilerine felaketler gelmiş olduğunu anlıyorum. Burada geçen felaketin de içsel bir felaket olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber müfessirler belki de bu ayeti doğal afetlere işaret olarak da görmüş olabilirler. Fakat her günahkâr toplum, her kuralsız toplum bir doğal afetle karşılaşmıyor. Demek ki bu içsel bir sıkıntı, alt üst olmuş bir zihin ve ilk başta bahsettiğim “kendi oluşturduğumuz isimlere ve bunların anlamlarına bağlanıp bunlar tarafından kuşatılma” dır. Esaretin en büyüğü de kişinin kendisine esir olmasıdır. Nefsin önce güzelliği sonra rehberliği sonra da ilahlığı kabul ediliyor bu esaret sürecinde. İnsan, kendini en özgür varlık kabul ederken bile bu özgürlüğü ispatlama çabasına düşerek bu fikrin esaretinde olduğunu bilmeden gafilce yaşıyor.  Kendini en zengin olarak nitelendirip her istediğini aldığını zannederken içten içe alamadıklarının hesabını yaparak hala yoksulluk-yoksunluk düşünce veya korkusunun esaretinde kalıyor. Bir emriyle onlar yüzler koşuştururken bir tek tembelleşmiş ruhuna “haydi kalk” diyemeyen insan kendisini muktedir sayabiliyor ve en acısı da bunların hiç ama hiç farkında olmuyor. Sürekli bir hayal âleminde özgürlüğün! iktidarın! ve gücün! sarhoşluğunda, rüzgâr olduğunu zannederken bir kuru yaprak gibi oradan oraya savruluyor. Mesela, istediği gibi zina yapan insanlar acaba özgürlüklerinden mi yapabiliyor yoksa şehvetinin esiri olduğundan mı? Fakir olduğunu düşünen insan hangi kriterleri göz önüne almış ki fakir olduğunu söylüyor, yoksa Seneca’nın dediği gibi arzuları mı çok da fakir olduğunu düşünüyor? Bunlar gibi sayısızca çelişki ve yanlış kavramlarda boğulma örnekleri verilebilir. İnsan, her şeyi zıddıyla varlığında bulunduran Evvel ve Ahir, Zahir ve Batın olan Allah’ın ruhundan bir ruh ile vardır. Hal böyleyken insanın bu zıtlıklardan birine meyletmesi insanlığından ve Allah’ın bunu dengede tutması da ulûhiyetindendir. İnsan firavun misali ilahlaşmaya çalışacağına, ruhundaki ulûhiyet zerresine dönerek ulûhiyetin zevkine varabilmelidir. Buna da fenafillâh denmiştir ve insanın bir soyutlanma sürecini başlatıp- ancak bu soyutlanma hayattan değil kavramlardan olmalıdır- Allah’a benzeyerek O’nda kaybolma çabasıdır. Allah’ın sahip olduğu, zıtların dengesine sahip olmaya benzemektir ki bu da insanı kendi elleriyle yapmış olduğu yanlışlardan, oluşturduğu kavramlardan soyutlar ve onu kavramlar üstü bir varlık yapar. Hüzün ile neşe, varlık ile yokluk, zenginlik ile fakirlik ve hatta cennet ile cehennem ve bütün kavramlar o kişi için bir anlam ifade etmez. Sanırsam cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri isteyene ver onları bana Seni gerek Seni diyebilmek de bu mertebede oluşun bir ifadesidir ki bu sözü sadece ruhundaki ulûhiyet zerresini gören söyleyebilir. Nihayetinde, mutluluk istemeyebilmektir(yeterlik), istemenin ve istememenin her türlüsünü, mutluluk algılara hükmedip her şeyi nötr algılayabilmektedir. Çünkü artının olduğu her yerde eksinin korkusu, eksinin olduğu her yerde de artının özlemi kaçınılmaz olacaktır.

Saygılarımla,

Emrah Kaya   

Beğendim (31)
PDF Yazdır e-Posta
Emrah Kaya tarafından yazıldı   
Perşembe, 05 Kasım 2009 11:12
 

Yorum ekle

Lütfen küfür içeren sözcük ve aşağılamadan uzak durun.


Güvenlik kodu
Yenile