Tarihte bazı devirler vardır, adını yaşayanlarından alır. Tarihte bazı isimler vardır, anlamı tarihin kendisiyle yazılır. Osmanlı dendiğinde böyle bir tarih ve böyle bir isim akla gelir. Osmanlı dendiğinde, kendine Devlet-i Aliye diyen, tarihin üç büyük imparatorluktan biri olarak kabul ettiği, bir devletle karşı karşıya kalırız. Adı bilinen dünyanın her köşesinde şan ve şerefle anılan ve üç kıtaya hükmeden Devlet-i Aliye… Osmanlı’yı anlamak 600 yıllık bir tarihe yeniden anlam vermek gibi bir şeydir. Nizam-ı alem peşinde at koşturan, kılıç sallayan ve dünyaya ferman veren bir devletin öyküsüdür bu. Tarih 1299’u gösterdiğinde, Anadolu Moğol istilası altında paramparça, dünya adaletsizlik kıskacında ve karanlık bir Ortaçağ yaşanmaktaydı. Batı Anadolu’da küçük bir beylik ise adını henüz duyurmaktaydı: Osmanlı. Osmanlı demek, küçük bir beyliğin bütün dünyaya meydan okumasının çözümlenmesi demektir. Kurulduğu tarihten itibaren sürekli ilerlemeyi ilke edinen, elindekini asla yeterli görmeyen bir medeniyetin mücadelesi, bir devre adını vermektedir. Osmanlı Beyliği, Moğol baskısının nispeten en az hissedildiği, geçim potansiyeli yüksek, verimli arazilere yakın ve Bizans’a sınır bir coğrafyada kurulmuştur. Kısa sürede yükselişinin arkasında yatan doğal sebepler olarak sayabileceğimiz bu özelliklerinin yanında, eski Türk devlet geleneğini çok iyi bilen ve uygulamayı esas alan bir devlet idaresinin varlığı, ekonomik imkanları kendi lehine çevirebilecek bir kabiliyet ve toprak sistemini fırsata dönüştürebilen bir yönetim anlayışı ise, Osmanlı gerçeğini açıklayan diğer faktörlerdir. Ancak hepsinden önemlisi adalet ve hoşgörü cenneti bir medeniyettir Osmanlı. Kısa zaman içerisinde gayr-i Müslim unsurlarla bir arada yaşama tecrübesini hayata geçirmeyi başarmıştır. Bizans tekfurlarının anlaşma isteğiyle Osmanlı Beylerine gelmeleri bu gerçeği en iyi şekilde açıklar. Artık Doğu’dan gelen Türkmenlerle Bizanslı Rumların katıldığı bir medeniyettir söz konusu olan. Osmanlı Beyliğinin bağımsızlığını ilan etmesi uzun sürmemiştir. Bir başka gücün egemenliği altında kalamayacak kadar yüksek bir idealin temsilcisi olan Osmanlılar, art arda zaferlerle Anadolu’nun parlayan yıldızı, Türk’ün dünyaya açılan penceresi olarak, Büyük Türk Birliği ve Anadolu’nun tek hakimi olma amacındadır. Çevresindeki beylikleri ve Bizans’a ait kaleleri birer birer fethederek büyüyen Osmanlı, artık beylik olamayacak kadar büyük bir devlet olmuştur. Devlet-i Aliye, Anadolu’nun hakimi oladursun, Avrupa’da Haçlı Birliği yeniden harekete geçmekteydi. Osmanlı’nın önlenemez yükselişi karşısında, dünyanın en önemli merkezlerinden biri olan İstanbul’un elden çıkma endişesiyle birleşen Haçlı ittifakı, Doğu ile Batı, İslam ile Hıristiyan medeniyetinin bir kez daha karşı karşıya gelmesini sembolize ediyordu. Yüzyıllardır süren rekabet, yeniden alevlenmekte, fakat bu kez yepyeni bir anlam kazanmaktaydı. Artık dünya sahnesi yeni başrol oyuncusuna hazırlanmaktaydı: OSMANLI DEVLETİ
|
Yorumlar
Mihrak Dergisi Editörü Alıntı