|
Ortadoğu yıllardır kan ağlıyor. Sebebi bilinmez bir kavga hakim bu coğrafyada. Savaş var, kan var, zulüm var. Büyüklü küçüklü yaşayan hiç kimsenin yarına dair hesaplar yapamadığı bir yer haline geldi. En çokta küçüklerin, yavruların ölümü dillendiriliyor. Onlar daha çocuktu, bebekti deniyor. Hadi öbürleri neyse denmeye getiriliyor herhalde. Büyümenin ve büyük erkekler, büyük kadınlar olmanın en büyük suç olduğu yerler haline geliyor savaş coğrafyaları. Gün sonu ölü sayıları tek tek hesaplanmış ve haber kanalları, bilgileri dünya ile paylaşırken, çocuk sayısına ayrı bir vurgu yapılıyor. Yetişkinlerin ölümü zaten yaklaşmıştı ha bugün ha yarın dercesine. Filistinliler savaşı en çirkin yüzüyle misafir ediyorlar kaç yıldır sofralarında. Bu trajediye insan zekası, duygusu ne kadar dayanırsa o kadar dayanmaya çalışıyorlar. Güçleri veya imanları baskın geldiği müddetçe. Dünya bu savaşa sessiz kalmadığını haykırmaya çalışıyor her fırsatta. Eylemler, mitingler falan falan. Ama küresel gücün merkezi zaman zaman dünya üzerinde bir yerlerde savaş olmasını uygun görüyor ve savaşlar başlıyor. Amaçlara ulaşılıncaya kadar da devam ediyor. Kimsenin bu savaşları durdurmaya gücünün yetmeyeceğini en saf zihinler bile anlamış durumda. Nasıl bir teoridir, nasıl bir dünya dinamiğidir akıllara zarar. Yaşananları anlatmak için, savaş ganimetçiliği veya leş kargacılığı kavramlarından hangisi daha uygun düşer bilinmez. Savaşlar sadece bombalarla, tüfeklerle, yangınlarla gelmiyor. Uğradığı her şehirde bina enkazları, yangın yerleri, harap olmuş köyler şehirler bırakıyor ardında. Ama bunların yanında tedavisi olmayacak, her geçen gün büyüyecek, acının ve sabrın sınavından geçmiş zihinler, ruhlar bırakıyor. Ölümü nefesin sıcaklığı kadar yakınında yaşamak. Yarına çıkıp çıkamayacağını bilememenin belirsizliği ve tedirginliği. İşte savaşın arkasında bıraktığı en büyük enkaz. Tamiri mümkün değil. Sabırla büyüyecek yıkıntı. Bundan yıllar sonra daha net anlaşılacak savaşın neler getirip neleri götürdüğü. Babasının cansız bedeninde sıcaklığı aramayı, çocuğunun sönmüş bakışlarında umutlu olmayı öğrendi Filistinli. Güzellikler görmek için var olan bu gözler bu dünyada olabilecek en iğrençliklere şahit oldu. Akılların almadığı, ve bir insanın bu derece vahşi olabileceği gerçeğine şahit oldular. Üzüntülerini sahiplerine paylaştırmayı öğrendiler. Sırasıyla üzülme şansları olmadı. Acılar aralıklı gelmedi üstlerine. Gün aşırı yeni kayıplar yaşadılar. Ve savaş onlara yakın ile, daha yakın ayrımını yapmayı öğretti. Savaşla, kavgayla, kinle büyüyen ruhlar ilerleyen dönemlerde beslendikleri yönde ürün vermeye başlayacak. Savaşı gören bu çocukların kimisi devleti ve milleti için ilim yolunu seçecek, kimisi daha zengin ve güçlü olmak için ticareti ve kimisi kanı kanla temizlemek isteyecek, savaşçı olacak, atalarına saygı için ve savaş hiç bitmeyecek o topraklarda. O çocukların içinden bazıları da kalem kağıtta arayacak teselliyi. Yaşadıklarını ve anlatamadıklarını anlatacak, diyemedikleri diyecek bütün dünyaya. Kalemi silah yapacak, şiirlerle, öykülerle, romanlarla savaşacak. Kimisi elinde fırçasıyla tarihlerindeki kötülükleri ve kanı örtüp, masmavi gökyüzü resmedecek yeni doğanlara umut olsun diye. Sizler televizyon karşısında çay içip üzerimize yağan kurşunları izlerken bizler o savaşı yaşıyorduk diyecekler. Her an her dakika bedenimizden, ailemizden, milletimizden bir parçamız kopuyordu ve buna bütün dünya seyirci kalıyordu diyecekler. Ardından da ekleyecekler ama imanımızı hiç kaybetmemiştik, zaten imanın da kaybolduğu bir noktada sarılacak başka hiçbir şeyimizde yoktu diyecekler. Dünya edebiyatı ve edebiyatçıları, yazarları, şairleri, ressamları bir şekilde acıyı ve zulmü yakından tanıyan topraklardan, milletlerden çıkmıştır genelde. Bütün yazarların, şairlerin, sanatçıların hayatlarında normalinden fazlaca keder ve üzüntü her zaman bulunmuştur. Aksi takdirde basit yaşanmışlıklardan, o muhteşem eserlerin çıkmasını beklemek çokta akıl karı değildir. Ortadoğu bu sıkıntıları, bu acıları şuan azımsanmayacak derecede yaşamakta. Savaş girdiği her yerde, toprağından suyuna, ikliminden doğasına, gencinden yaşlısına kadar herkesi ve her şeyi iliklerine kadar etkilemekte. Savaşların bu olumsuz atmosferinden ne muhteşem eserlerin çıktığını şimdiye kadar çokça gördük. Sebep ve sonuç ilişkisinden pay çıkarmak değil derdimiz. Aksi şekilde bir canın değeri değil sanatla, var olan candan gayri hiçbir şeyle mukayese edilemez. Şimdi orta doğu sanata gebeliğinin ilk aylarında. Bakalım doğum ne zaman nasıl olacak. Ümit Erdem
|
Yorumlar
Kalemine sağlık… Çok güzel dillendirmişsin acı ve gözyaşından doğan güneşi…
Ve şu cümle derin düşüncelere gark ediyor insanı " Bir canın değeri var olan candan gayri hiçbir şeyle mukayese edilemez"
Teşekkürler… Alıntı