Mihrak dergisinin resmi sitesi...
Yine çelişkilerin bir ucundan tutalım… Her ne kadar çözemediysem de… Diyanetin lağvedilmesinin sürekli gündemde olduğu bir gerçektir ve bu konu üzerinde yazmak istedim. Laik olmaya çalışmak laik olmaktan daha faydalıdır zihniyetine sahip insanlar tarafından uygulanan bir politika gereği kurulan bir kurumdur Diyanet İşleri Başkanlığı ve bunu herkes de biliyor. Sözüm ona sahte şeyhlerin ve hocaların anlattığı yanlış İslamı! halktan uzat tutmak ve devlet denetleme kurulundan geçmiş hakiki! İslam’ı anlatmak için kısacası dini eğitimi ve irşat faaliyetlerini kontrol altında tutmak için kurulan bir kurumdur Diyanet. Yoksa hiçbir aklıselim, laikliği getiren insanların bir de dini kurum tesis etmesini kolaylıkla izah edemez. |
|
|
Emrah Kaya tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 08 Şubat 2010 18:54 |
|
|
| Her Şey Hayırla Yaratılmıştır |
|
Yüce Rabbimiz, yaşamımız boyunca bizleri çeşitli vesilelerle denemektedir. Yaşadığımız her denemede göstermiş olduğumuz tavır, sonsuz hayatımızdaki mekânımız için belirleyici bir unsurdur. "O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..." (Mülk Suresi, 2) İnsan, yaşadığı her olayda bir hayır aramalı ve Rabbimizin yarattığı hikmetleri görmeye çalışmalıdır. Allah bir Kuran ayetinde, “Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz” (Enbiya Suresi, 35) buyurmuştur. Sadece olumsuzluklar değil, olumlu görünen konular da deneme unsuru olabilir. Kuran’da Rabbimizin bildirdiği üzere zenginlikle denenen Karun, mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu unutmuş ve bu servete kendinde olan bir özellikten dolayı ulaştığını düşünmüştür. Allah’ın kendisini denediğini unutan Karun, ardından tüm servetini kaybetmiştir. Bu gerçekler Kuran’da şu şekilde bildirilir: Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." (Kasas Suresi, 78) Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik (Kasas Suresi, 81) |
|
|
İbrahim Akın tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 08 Şubat 2010 18:48 |
|
|
| Bekliyorsanız geliyorum... |
|
Merhaba değerli dostlar, Aradan hayli zaman geçti. Sitemizi canlandırmak için planlar yaparken siteye girmeyi bile ihmal ettiğimiz anlar oldu. Affınıza sığınıyor, özür diliyoruz. Kendisine rehber edindiği evrensel değerler çerçevesinde, tükenmek bilmeyen bir azimle, mütevazılığını koruyarak, aşırıya kaçmadan, saygı sınırlarını aşmadan yürümek amacıyla çıktığımız yolda üçüncü yılımızı doldurmuş bulunmaktayız. Zamanında dergimize, şimdi ise sitemize katkı yapan, okuyup da “Allah razı olsun” dualarında bulunan tüm dostlarımıza biz de “Allah razı olsun” diyoruz. |
|
|
İshak Aşar tarafından yazıldı
|
|
Cuma, 29 Ocak 2010 17:09 |
|
|
|
| Yılbaşı ve Düşündürdükleri |
|
Yine bir yılbaşı geldi kapımıza dayandı. Yılbaşı diyoruz ama kimin, nasıl, neyin yılbaşısı, neye göre yılbaşı… Bu gecelerde çokça düşünmemiz gerekiyor. Sadece geçmiş bir yılı veya yılları değil, bugünün neden yılbaşı kabul edildiğini, neden biz bu takvime göre hareket ettiğimizi ve de neden bu geceyi böyle kutladığımızı (Allah bizleri azgınlıktan korusun). Bunları uzun uzadıya düşünmeli ve ona göre bu gecelere yön vermeliyiz. Yıllar önce ezikliğimizin bir göstergesi olarak Batının kullandığı takvimi düşüncesiz bir şekilde kabul etmişiz. Bahanemizde hazır tabi; ticaret işlerde zorluk çekmemek, batı ile ilişkilerimizde sorunlar çıkmaması için gibi gibi… İlerici, çağdaş medeniyetler! Seviyesine ulaşacağız ya!.. İlerici, çağdaş olmak için kendi özümüzü değiştirmek zorunda mıyız? Pekala dünyada etkin kuvvet olan Japon, Çin ve Yahudiler o takvimi kullanmıyorlar diye gerimi kaldılar. Dünyaya uyum mu sağlayamıyorlar? Yoksa tam tersi dünyayı avuçlarının içinde mi oynatıyorlar?.. Herhalde temiz bir akılla düşündüğümüz de bu soruların cevabı çok net ortaya çıkar. Takvimi kabul etmekle kendi değerlerimizden, inançlarımızdan, bizi biz yapan değerlerimizden de uzaklaşıyoruz farkına pek de varmadan. Dünya tarihinde hiç esaret yaşamamış bir millet bu şekilde esaret altına alınıyor, hem de hiç çaktırılmadan. Yavaş yavaş değerlerimizi kaybettiğimizden de garipseme gibi bir duyguya kapılmıyoruz, haliyle de ses çıkarmıyoruz. Çünkü fark edemiyoruz ki neler olduğunu… |
|
|
Hasan Ekşioğlu tarafından yazıldı
|
|
Cumartesi, 23 Ocak 2010 16:13 |
|
|
|
|
|