Mihrak dergisinin resmi sitesi...
|
Gündüz içkili olan düğünde akşamdan sonra gidip dini nikâhı kıyan imamlarımız oldu. Cemaatle ters düşmemek için düğünlerinizde kadın erkek iç içe karışıp oynamayın diye de uyarmadılar. Parayla Kuran okumak çok abes kaçacağı için sürekli mönüde mevlidi sunup para da kazanıldı. Bayramdan bayrama utanma belasına camiye gelen adama “canın sağ olsun” da dendi, “bak arkadaş Müslüman’ım diyorsan günde 5 vakit namaz kılmak zorundasın” yerine. Küstürmeyelim diye düşündüler herhalde zaten küsmüş olan insanları. Yıllarca anlamasan da Kuran oku büyük sevaptır diyenler de- bunun nasıl bir tembellik yapacağını düşünmeksizin- yine bir takım imamlardı. Caminin yolunu bilmeyen, Ramazan’da oruç tutmadığını açıkça gösteren, tek oturuşta devirdiği şişelerle bilinen, kahvehanelerde kadınlarla olan maceralarını ballandıra ballandıra anlatan insanların cenazesine “aman abdestsiz gitmesin” diyerek -abdestin uhrevi değil dünyevi bir şey olduğunu unutarak- yine koşup giden imamlarımızdı. |
|
|
Emrah Kaya tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 08 Mart 2010 21:11 |
|
|
Geçici dünya hayatında müminlerin tek amacı Allah’a kul olmak, O’nun rıza ve sevgisini kazanmaktır. Bu bakış açısı ile müminler, bütün hayatlarını ve ibadetlerini Allah’a adayarak, tam bir teslimiyet ruhu ile hareket ederler. "De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) Ancak Kuran ayetlerinde Rabbimizin bildirdiği gibi, Allah’a boyun eğmekte direnen “kavmin önde gelenleri”, müminlerin bu teslimiyetini hazmedememiş ve onları Allah’ın dosdoğru yolundan çevirmek için elerinden geleni yapmışlardır. Müminlere karşı mücadele etmelerinin tek sebebi, Allah’tan başka kimseye itaat etmemenin, kendi sosyal konumlarını sarsması ve dünyevi pek çok çıkarlarını kaybetme korkusu yaşamalarındandır. Menfaatleri tehlikeye girdiği için Müslümanlara yaptıkları eziyetler ise, müminler için beklenen, Rabbimizin vaadi olan sınavlar olmuştur. Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır." (İbrahim Suresi, 6) |
|
|
İbrahim Akın tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 07 Mart 2010 19:32 |
|
|
| Millet iradesi mümkün mü? ( II ) |
Bir önceki yazımızda insanlar ile devlet arasındaki ilişkinin oluşumundan bahsetmiştik Bu ilişkinin tarihsel sürecine baktığımızda ilk uygarlıklarda iradenin genellikle tek bir elde toplandığı monarşik bir yapılanmanın varlığı somut olarak göze çarpmakta. Milletler yüzyıllar boyunca kaderlerinin tek bir el doğrultusunda şekillendirilmelerine kabullenebildiler. Bu tip bir siyasal örgütlenmeyi incelediğimizde burada yönetim kademesini tek bir elde toplayan bireyin devletten bir adım önde olduğunu görmekteyiz ( Hitler Almanyası veya Stalin Rusyası gibi ). Önemli olan ise toplumu oluşturan bireylerin tek bir insanın vereceği kararın toplumun tümü için en doğru karar olduğu fikrine bu kadar inanmış olabilmeleri. Ben burada insanların bu düşünceye inanmalarının temelinde mülkiyet kavramının yattığını düşünmekteyim çünkü insanlar tabiatı gereği kendilerine ait nesnelere zarar gelmesini istemezler buradan vardığımız sonuç ise bir nesne içim en doğru kararı söz konusu nesnenin sahibinin vereceği inanışıdır. Söz konusu nesne pekala devlet de olabilir. Burada birey ile devlet arasında tarifsiz bir yakınlaşma söz konusudur ki artık diğer bireyler ne devleti onu yönetecek bireyden nede bireyi yöneteceği devletten bağımsız görebilirler. Bağımsız görmek isteyenler ise demokrasi kavramının anlamını daha fazla araştırmış olacaklar ki monarşik yapılar dün olduğu kadar popüler değil. Belki de monarşinin mağlubiyeti sadece kelime anlamlarında aranmalıdır zira siyasal süreçlere dikkat ettiğimizde günümüzde insanlar kendileri gibi düşünenleri desteklemekten ziyade onlar için en iyisini düşündüklerini inandığı kimseleri desteklemekte. Zaten siyasetçinin yaptığı iş bu değil midir? Toplum için toplumun faydasını maksimize edebilecek fikirler üretebilmek toplum bunu kendi kendine üretebilseydi ne siyasete ne de siyasetçilere gerek kalırdı. Tüm toplumun yapamadığını bir şekilde birilerine yükleyerek yaptırmaya çalışıyorsak yani çoğulu tekelleştiriyorsak bunun monarşiden farkı ne olacaktır? Toplumu oluşturan bireylerin tek tek doğrularıyla ilgilenen, onlarla büyüyebilecek bir siyasal örgütlenme mümkün mü? Demokrasiye soracak olursak cevabı “evet” olacaktır. |
|
|
Mahmut Erbaş tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 04 Mart 2010 22:45 |
|
|
|